PAYLAŞ

Bloglar tüm diğer medya biçimlerinden çok daha farklıdır, çünkü Bloglar aralıksız olarak ve sınırsız süreyle yayındadırlar.

Amerika’da yapılan bir araştırma Amerikalı kullanıcıların yüzde 50’sinin Blogları terapi olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Bloglarda, kişisel konuları paylaşmanın, politika ya da güncel olaylardan daha çok sevildiği belirtilmektedir. İnternette saklama ve bağlantı maliyetlerinin düşmesi özellikle video ve fotoğraf paylaşım sitelerinin ortaya çıkmasına, internet kullanıcıları arasında yazı, yorum, fotoğraf, video favori web sitesi bağlantıları, kişisel takvim gibi her türlü içeriğin paylaşıldığı internet ortamının oluşmasını sağlamaktadır.

Bloglar, aldıkları linklerle beslenen(backlink) ve aynı nedenden ötürü içeriğe göre okunma oranı sürekli olarak değişkenlik gösteren ancak en önemlisi herkes tarafından kolayca kurulabilen, yayınlanabilen yapılardır. Bu noktada da ortaya yeni bir kol ortaya çıkmaktadır. Geleneksel basın iletişimindeki benzer bir şekilde bloglara bilgi akışı sağlandığında, içerik ne kadar ilgi çekici olursa hem haberin hem de yayınlandığı blog sayfasının okunma oranı artmaktadır. Ancak bir soru var ki birçok halkla ilişkiler uygulamacısı için iletişim stratejisinde belirleyici dijital unsuru oluşturmaktadır: “Yayının sahibi olan kurum mu, yoksa yayınlara içerik sağlayan kurum mu?”

Sorgulanması gereken bir diğer husus ise, çevrimiçi yayın yapan gazeteler ve portallarla bloglar arasındaki farktır. Halkla ilişkiler alanında blogların rolü üzerine yazılmış makalesi bulunan Michael KentCritical Analysis of Blogging In Public Relations” isimli makalesinde bu farkı şu şekilde özetlemektedir.

İnternet ortamında, hem haber siteleri hem de bloglar reklam almaktadır. Ancak, haber siteleri özgür konuşabilme gibi eşitlikçi amaçlar yerine, okuyucuları reklamcılara pazarlamaktır. Oysa, ziyaret edilen blog ya da çevrimiçi haber sitelerin arasında çok az içerik farkı bulunmaktadır. İnternet ortamında, medya haber siteleri daha fazla reklam alıp ve daha düşük etkileşim sağlarken, bloglarda ise tam tersi bir durum söz konusudur. Bunlar, daha az reklam almaya daha fazla etkileşim sağlamaya çalışmaktadırlar. Haber web siteleri haberlerini ajanslardan almalarına rağmen çok sayıda fotoğraf ile içeriği zenginleştirmektedirler. Bloglar ise, dergi ya da gazete sayfalarına benzemektedir. Bloglar, halkla ilişkiler uzmanlarının homojen halk kitlelerine ulaşabilmesini, yiyecek, dikiş, moda gibi şeyleri, izlemekle yetinmeyen insanlara iletişim kurabilmesini sağlamaktadır. Bir televizyon izleyicisi ilgilenmediği bir konuyla ilgili programda da kalabilir. Ancak bloglar aranmayı, ilgilenilmeyi ve konsantrasyonu gerektirmektedir. Blogların herkesin fikirlerini rahatça ifade ettiği, kimsenin ayrıcalıkla olmadığı diyaloglar sağlama özelliği, webde ki objektifliğe yakındır ve ekonomik güçler, pazarlama güçleri ve kolektif hedeflerin etkisi altındaki medyanın hatalı objektifliğinden baskındır.

Tüm bu değişkenler göz önünde bulundurulduğunda, halkla ilişkiler uygulayıcısı hangi stratejiyi seçerse seçsin hedef kitlesine erişmek için direkt bir yol keşfetmiş olmaktadır. Marka adına açılan bir blog sayfası yoluyla tüketicisi ile birince ağızdan iletişime geçmek ve gelene geri bildirimleri karşılamak makul bir opsiyon olarak karşımıza çıkarken, tematik alanlarda yazan ve etkinlik, topluluk bloglarıyla basın bülteni, basın gezisi, özel haber çalışması gibi geleneksel medya iletişim unsurlarını kullanarak bilgi alışverişinde bulunmak , tıpkı basın içerik olarak beslerken izlenilen yöntemden yola çıkarak blogları beslemek, bu yolla hızla yayılan içeriğe ve bu içeriği takip eden kitlelere sahip olmak ikinci bir opsiyon olarak karşımızda durmaktadır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here